Bu hafta iki önemli konuya dikkat çekiyoruz: Disleksi ve Amatör spor.
Birbirinden farklı görünen bu iki alanın ortak bir noktası var: İnsanın kendini keşfetmesi, kendine inanması ve özgürce ifade edebilmesi.
Disleksi, bir çocuğun zekâsını değil, öğrenme biçimini ilgilendirir. Ancak ne yazık ki çocuklarımız bazen farklı öğrenme biçimleri nedeniyle anlaşılmıyor, etiketleniyor ve kendilerini yetersiz hissedebiliyor.
Oysa her çocuk öğrenebilir, gelişebilir ve başarabilir. Yeter ki ona fırsat verelim!
Bazı çocuklar duygularını kelimelerle anlatamaz ama hareketleriyle anlatır. Bazıları sınıfta kendini ifade etmekte zorlanır ama spor sahasında kendini bulur.
Bir karate salonunda özgüven kazanabilir, yüzme havuzunda korkularını aşabilir, tenis kortunda odaklanmayı öğrenebilir. Atlarla kurduğu bağda, dans ederken ya da koşarken kendini daha özgür hissedebilir.
Çünkü spor, özel çocuklarımız için yalnızca fiziksel bir aktivite değil; kendilerini ifade edebilecekleri, özgüven kazanabilecekleri ve hayata katılabilecekleri bir alandır.
Her çocuğun ihtiyacı farklıdır. Önemli olan, onu bir kalıba sokmak değil, kendisine uygun spor dalını keşfetmesine yardımcı olmaktır.
Amatör sporun değeri yalnızca madalyalarda, kupalarda ve derecelerde saklı değildir.
Bazen en büyük zafer, bir çocuğun korkusunu yenmesidir. Bazen bir hareketi ilk kez başarması, bazen de düştükten sonra yeniden ayağa kalkmasıdır.
Her çocuğun profesyonel sporcu olması gerekmez. Her çocuğun şampiyon olması da gerekmez.
Önemli olan, hiçbir çocuğun farklı olduğu için sporun dışında bırakılmamasıdır.
Burada ailelere, antrenörlere, spor kulüplerine, okullara ve yerel yönetimlere büyük sorumluluk düşüyor.
Özel gereksinimli çocukların ihtiyaçlarını anlayan antrenörlere, erişilebilir spor alanlarına ve aileleri destekleyen uygulamalara ihtiyacımız var.
Bolu'da da her çocuğun kendisine uygun bir spor dalına ulaşabilmesi için daha fazla iş birliğine ve kapsayıcı spor ortamlarına ihtiyaç duyuyoruz.
Çocuklarımızı yalnızca başarılarıyla değil, gösterdikleri çabayla da takdir etmeliyiz.
Çünkü bazen engel, çocuğun kendisinde değil; ona fırsat vermeyen koşullarda ve önyargılarda saklıdır.
Özel çocuklarımız yalnızca korunması gereken çocuklar değildir. Onların da hayalleri, yetenekleri, hedefleri ve keşfedilmeyi bekleyen potansiyelleri vardır.
Onların koşmaya, oynamaya, terlemeye, başarmaya, hata yapmaya ve yeniden denemeye hakkı var.
Dileğim; hiçbir çocuğun farklı olduğu için dışlanmadığı, her çocuğun kendisini güvende, özgür ve değerli hissedebildiği bir spor kültürünün büyümesidir.
Çünkü bazen bir çocuğun hayatını değiştirmek için büyük sözlere değil, ona açılan bir spor salonunun kapısına ihtiyaç vardır.
HER ÇOCUK İÇİN SPOR!
HER ÇOCUK İÇİN FIRSAT!
HER ÇOCUK İÇİN ÖZGÜRLÜK!