Otizm bir eksiklik değil, dünyayı farklı bir pencereden görme biçimidir.
Her otizmli çocuk; kendine özgü ilgi alanları, güçlü yönleri ve keşfedilmeyi bekleyen yetenekleriyle bu dünyaya dokunur.
O yeteneklerin ortaya çıkmasına yardımcı olan en güzel yollardan biri ise spordur. Bana en çok sorulan sorulardan biri şu: "Otizmli çocuklar için en uygun spor hangisidir?" Ben ise hep aynı cevabı veriyorum:
"Önce çocuğu tanıyın, sonra sporu seçin." Çünkü otizm tek tip değildir.
Her çocuk farklıdır.
Bir çocuğun keyifle yaptığı spor, bir diğeri için uygun olmayabilir. Bu yüzden önemli olan, çocuğun mutlu olduğu ve kendini ait hissettiği branşı bulmaktır.
Karate;disiplin,dikkatve öz kontrolü destekler.
Yüzme, suyun sakinleştirici etkisiyle birçok çocuğun kendini daha güvende hissetmesine yardımcı olur. Bisiklet denge ve koordinasyonu geliştirirken özgürlük duygusunu pekiştirir.
Tenis el-göz koordinasyonunu güçlendirir
jimnastik beden farkındalığını artırır,
Atletizm ise enerjinin doğru kullanılmasını sağlar.
Ancak sporun en büyük kazanımı madalyalar değildir. Bir çocuğun ilk kez göz teması kurması, arkadaşına gülümsemesi, sırasını sabırla beklemesi ya da "Ben bunu yapabildim." diyebilmesi...
İşte gerçek başarı budur.
Sevgili aileler, çocuklarımızı başkalarının başarılarıyla kıyaslamayalım. Onların tek rakibi, dünkü halleridir.
Attıkları her küçük adım, aslında büyük bir gelişimin habercisidir. Spor; sadece kasları güçlendirmez. Özgüveni büyütür, iletişimi destekler, sabrı öğretir ve hayata daha güçlü tutunmalarını sağlar.
Bazen bir antrenörün söylediği içten bir "Aferin" ya da takım arkadaşından gelen samimi bir alkış, bir çocuğun hayatında unutulmaz bir dönüm noktası olabilir.
Unutmayalım ki her çocuk değerlidir.
Her çocuğun içinde keşfedilmeyi bekleyen bir ışık vardır. O ışığın parlaması için bazen bir top, bazen bir bisiklet, bazen de bir karate kuşağı yeterlidir. Çünkü her çocuğun bir sporu vardır. Yeter ki biz, onların potansiyeline inanalım ve o kapıyı birlikte arayalım.