O GİTSİN DE BEN GELEYİM…

O GİTSİN DE BEN GELEYİM…

Bülent Çiftci yazdı....

01.11.2017

Teknik direktörlük zor özveri isteyen ve sorumluluğu çok ağır bir görev… Vaziyet iyi gittiğinde omuzlara alınıp yüceltilen, işler kötü gittiğinde ise hemen ipi çekilebilecek tabiri caizse günah keçisi olan ve bir kalemde silinebilen meslek dalı. Takımların hedefleri ve taraftar baskıları sonucunda, kulüp başkanlarının ellerinin altında hazır bulunan, her an düğmeye basabilecekleri hoca arayış butonları. Sonuç da ise takımın selameti açısından Kurtarıcı olarak düşünülen beyaz atlı prensler.

 

Amaç kan değişikliği, doku uyuşmazlığı kısaca takımın geleceği açısından verilen önemli bir karar. Sınır yok, kural yok yalnızca sözleşmeye dayalı sistem. Pundunu buldun mu rahat gönderebileceğin hocalar. Geçen sezon PTT 1. Ligini baz alırsak Boluspor, Malatyaspor ve Altınordu spor kulüpleri dışında diğer takımların sürekli hoca değişiklikleri Türkiye liglerinin de kanayan bir yarası olarak göze çarpmıştı…

 

Bu sezonda öyle değil mi? Eskişehirspor, Denizlispor, Gazişehir Gaziantep FK, Çaykur Rizespor Manisaspor, Gaziantepspor, Samsunspor, Boluspor ve bu kafileye en son da Adana Demirspor katılmış oldu. Kulüplerin Sezon başında büyük umutlarla aldıkları futbolcularının pek katkı sağlayamaması. Yani tehlikeli bölgeden acil kurtulmak için, kulüp başkanlarının devreye soktukları ‘B’ planları. Ara transfer gelmeden futbolcularını gönderemeyeceğini iyi bilen kulüpler, çözüm yolu olarak da teknik direktörlerini değiştirmek zorunda kalıyor. Yani deyim yerindeyse kıyım bu sezonda kaldığı yerden devam ediyor.

Belirtmiş olduğum konular sadece teknik direktörler genelinde madalyonun ön yüzü. Diğer yüzüne gelince ise aşağıda ifade etmiş olduğum, hem ilginç hem de gerçeklerle yüzleşme açısından son derece önemli gözüküyor…

 

Bir teknik direktörün işinden kovulduğu gün, başka bir takımla sözleşme imzalaması zor bir olasılık. Ama bizde adamın varsa siyasi yelpazen de biraz genişse dengeler bir anda değişebiliyor. O gitsin de ben geleyim diye sanki pazarlık yapılıyor. Üstelik hep aynı isimler etrafında devran dönüp duruyor. Kulüple ilişkisi kesilen bir teknik direktör, hatırı sayılır dostlarıyla telefonla işi bağlayıp anında başka bir takımla anlaşabiliyor. Zannederseniz Türkiye’de başka teknik direktör yok. Çünkü Sistem böyle işliyor. Hele birde kulisin varsa tabiri caizse bulunmaz Hint kumaşı oluveriyorsun.

 

 

Bizim memleketimiz de teknik direktörlük sistemi ahbap çavuş ilişkisi içersinde böyle işliyor. Peki diğer ülkelerde nasıl bir kural geçerli? Örneğin İtalya Serie A ve diğer liglerde bir teknik direktör, bir sezonda, bir takımdan fazlasını çalıştıramıyormuş. Eğer görevine son verilirse de, sezon sonuna kadar parasını da kuruşuna kadar alıyormuş. Bu durumda hem işine son verilen hoca mağdur olmuyor, parasız kalıp başka hocanın ekmeğiyle oynamıyor, hem de o kulüp, yaptığı yanlış hoca tercihinin maddi bedelini ödemiş oluyormuş.

 

Bu da demek oluyor ki aynı isimlerde işler tıkanmadan sezon başında takım çalıştırmayan, kulis ve entrika yapmayan hocalara da fırsat çıkıyormuş. Neticede bu uygulamayla sağlıklı bir rekabet ortamı yaratmış olmaları, sizce birbirlerine karşı sergiledikleri iş ahlakının da açıkça göstergesi değimlidir?

 
 

Bu Habere Yorum Yap

Güvenlik Kodu CPFPY